ÖĞRETMEN

Yok diye bu fâninin ne şöhreti, ne şanı,
Hakir görme arkadaş karşındaki insanı!
Kalbi meslek aşkıyla tutuşur, yanar onun,
Başta Ata’m adını sevgiyle anar onun!

Kararmış gönüllerin odur nuru, ışığı,
Odur yurdun, milletin gerçek dostu, aşığı.
İstemez o kimseden ne mükâfat, ne heykel,
Saygı ile analım bu fâniyi biz de gel.

Enginlerde gezer o, sanma ki ufku dardır,
"Cemâl-i Mutlak" gibi neye baksan o vardır,
Onu arar, bulursun tarihin sesinde,
Bir his gibi o vardır ıtrî’nin bestesinde.

Ondan birer parçadır şu mimar, heykeltıraş,
Geçme sakın önünden, ardından dağları aş.
Öğretmenin nefesi değildir zehirli sam,
Söyle kimin eseri şu müzisyen, şu ressam?

Çatlayan dudaklara o verir bir yudum su,
Ondan kuvvet, haz alır bir Fatih’in ordusu.
Ondan ders görmedi mi şu subaylar, şu erler?
Söyle kimin eseri kazanılan zaferler?

Parıldar gözlerinde ülküsünün ateşi,
Onun geniş ufkundan doğar zafer güneşi.
Sordun mu bu fâninin yüreği neye kanar?
Odur her an şaire ilham veren gür pınar.

Başında sevgi, iyilik, fazilet yeli eser,
Onundur seyrettiğin "ÇOCUK" adlı şaheser.
Ne söylesem, ne yazsam anlatamam onu ben;
Yaratmakta Tanrı’dan sonra gelir öğretmen.

Savaş olur, ölüme göz kırpmadan atılır,
Devrim olur, safına inanarak katılır.
Varlığını harcar o Türklük için her zaman,
Kimi "bedbaht" der ona, kimi "adsız kahraman