Sayın Müdürüm, Değerli Öğretmen arkadaşlarım, Sevgili Öğrenciler,

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, milletin kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
Biri İdare edilenler diğeride İdare edenlerdir.

Bu iki unsurun sahip olması gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir.

Atatürk’ün zamanımızdan yaklaşık yüz yıl önce cumhuriyet için söyledikleri bugün hala bazı batı ülkelerinin elde etmeye çalıştığı düşüncelerdir. O söylediklerini bilimsel temellere oturtmamış olsaydı, bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi?
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama hazırlamıştır.
Atatürk’e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir. Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden geçiyor.

Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli, özverili, çalışkan gençler, savaş alanlarında şehit düşenler kadar iyi bilirler. Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunların değerini bilerek korunacaktır.

Konuşmama Atatürk’ün cumhuriyet kavramıyla ilgili çarpıcı bir anısıyla son vermek istiyorum:
Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmişti. Bir kadının elinde bir kâğıtla Atatürk’e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata’nın yolunu keserek titrek bir sesle:
Beni tanıdın mı oğul? Dedi. Ben sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var. Devlet demir yollarına girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış. Ne olur bir kerede siz söyleseniz.
Atatürk’ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle:Oğlunu almadılar mı? Dedi. Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… İşte cumhuriyet böyle anlaşılacak…
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçmiş bir sesle:
—İşte cumhuriyetten beklediğimiz netice… Diyordu.

Nice yine 29 Ekimlere… Bayramınız kutlu, geleceğiniz umutlu olsun!

19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Milli Mücadeleyi başlatıp, 29 Ekim 1923 tarihinde de “Türk Milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.” Diye ilan ettiği Cumhuriyet, Türk Milletine bırakılmış en büyük miras ve vazgeçilmez bir değerdir.
Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği çağdaş uygar ülke olma yolunda Laik, Demokratik Cumhuriyet rejimiyle katettiğimiz mesafe küçümsenecek gibi değildir. Cumhuriyet bize ulus olma, dünya milletlerinin onurlu bir üyesi olma bilincini kazandırmıştır.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin 89 yıllık öyküsü bir başarı, bir uygarlaşma öyküsüdür. Cumhuriyetin başarıları ile haklı bir gurur duyuyoruz. Bugün Türkiye, islâm dünyasındaki tek laik ve demokratik bir Cumhuriyet, çağdaş bir ülke, şu anki ekonomik krize rağmen dünyanın en büyük 16 ekonomisinden biri, bölgesinde hatırı sayılan güç, bir istikrar unsuru ve Avrupa Birliğine aday bir ülkedir.
Türkiye Cumhuriyeti Laik ve demokratik anlayıştan taviz vermeden, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda hızla ilerlemektedir. Buna hiçbir güç engel olamayacak ve Türkiye Cumhuriyeti devleti sonsuza kadar yaşayacaktır. Yeter ki bizler Atatürk’ün mirası olan bilimsel ve akılcı yoldan ayrılmayalım.
Hak ve hürriyetlerden yoksun toplumların ayakta kalmaları ve yaşamaları mümkün değildir. Bu nedenle, bizlere gelecek nesillere düşen en önemli görev; Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunmak, Atatürk ilke ve inkılaplarını koruyup, kollamak olmalıdır.
Büyük Önder Atatürk’ün gösterdiği, “Çağdaş uygarlık düzeyini yakalama” hedefine O’nun belirttiği gibi, “Bilim ve teknolojinin yol göstericiliğinde” ulaşacağımıza Türk Polisi olarak inancımız tamdır.
Bu duygu ve düşüncelerle; Cumhuriyetin 89.Kuruluş yıldönümünü kutlar, Büyük Önder Atatürk ve canlarını bu uğurda feda eden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anarım.

Sayın Okul Müdürüm,Sayın Müdür Yardımcım,Kıymetli Öğretmen arkadaşlarım,Sevgili öğrenciler, ve Değerli Misafirler;

Bugün ülkemizin her köşesinde Cumhuriyetimizin 89. yıl dönümünü Millet olarak coşkuyla kutlamanın haklı gurur ve sevincini yaşıyoruz. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
19 Mayıs 1919’da Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Milli Mücadeleyi başlatıp, 29 Ekim 1923 tarihinde de “Türk Milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.” diyerek ilan ettiği Cumhuriyet, Türk Milletine bırakılmış en büyük miras ve vazgeçilmez bir değerdir.
“Cumhuriyet” sözcüğü, “cumhur” kökeninden türemiştir. Cumhur: Halk, demektir. Cumhuriyet ise; “halk yönetimi” anlamına gelir.
Dünya ülkelerinde çok farklı karakterlerde cumhuriyet yönetimlerine rastlanmaktadır: “Teokratik Cumhuriyet”, “Otokratik Cumhuriyet”, “Demokratik Cumhuriyet”, “Halk Cumhuriyetleri” gibi…
Peki, bizim cumhuriyetimiz nasıl olmalıdır?
Cumhuriyetimizin kurucusu, ulu önderimiz Atatürk’ün de sıklıkla vurguladığı gibi:
Türkiye Cumhuriyeti, demokrasi esasına müstenit bir devlettir.” (1932 -Mustafa Kemal)


Türkiye Cumhuriyeti, halkçı karakterinin yanı sıra demokratik bir cumhuriyettir. Çağdaş demokratik bir cumhuriyet; halkın yönetime katılımını, halkın hak ve hürriyetlerinin güvencesini esas alır. Zira hak ve hürriyetlerden yoksun toplumların ayakta kalmaları ve yaşamaları mümkün değildir.
Lakin şu da binmelidir ki: Haklar ve özgürlükler, sadece anayasa ve yasalarda yazılı olmakla kalmayıp, vatandaşlar tarafından kullanılabiliyorsa bir anlam eder. İnsanlar düşüncelerini özgürce yazıp söyleyebiliyorlarsa, hakları için örgütlenebiliyorlarsa, hakları için demokratik eylemleri engellenmeden örgütleyebiliyorlarsa, yönetenler; halkın taleplerini dinliyor ve karşılamak için çaba sarf ediyorsa; işte o zaman Cumhuriyetimiz, demokratik ve halkçı bir cumhuriyet olur.
Bizim de içinde yaşadığımız coğrafyada örneklerine sıkça rastladığımız gibi, halkına sırt çevirmiş, küçük bir elitin çıkarlarını gözeten, halkının taleplerine kulak tıkayan, en meşru talepleri bile şiddet yöntemleriyle baskılayan yönetimler; adı cumhuriyet de olsa yıkılmaya mahkûmdurlar.
Ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu cumhuriyet; olmuş, bitmiş bir süreç değildir. Tam tersine onun “Devrimcilik ilkesi” gereği: sürekli olarak yeniliklere, değişimlere açık bir süreçtir. En ilerici kurumlar bile, koşullar içinde eskir. En ileri bir devrimin bekçiliği ile yetinenler, günün birinde değişen koşulların gerisinde kalmaktan, tutuculaşmaktan kurtulamazlar. Kemalizm’in sürekli devrimcilik anlayışının temel sebebi budur.
Bu nedenle, biz eğitimcilere düşen en önemli görev; Cumhuriyetimizi daima ileriye doğru geliştirmek için hak ve özgürlüklerinin bilincinde nesiller yetiştirmektir.
“Muallimler; Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
89 yıl önce büyük mücadelenin başarılmasında ve Cumhuriyetin kurulmasında başta büyük Atatürk’e ve bu uğurda canla, başla çalışan, hayatlarını kaybeden, kahramanlarımızı bugün bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.


Konuşma Metni - 4


Türkiye Cumhuriyeti yönetimi ile , inkılaplarıyla , diliyle ve yeni kimliği ile seksen iki yıllık oldukça genç sayılabilecek bir ülkedir.Geride kalan yıllar süresince gelişme , varlığını sürdürebilme ve kendini kanıtlama yolunda büyük çabalar verilmiş, Bilimin oldukça gerisinde kalmış , köhnemiş ve nihayet yıkılmış olan koca bir imparatorluğun ardından ekilen tohumlar kısa sürede tomurcuklanıp , filiz vermeye başlamış ve geçen her yıl da tüm Cumhuriyet karşıtlarına inat köklenmeye başlayan bir çınar edasıyla , güvenle bakmaktadır geleceğe.

Uzun süren savaşlar ve ağır yenilgiler sonucunda yıpranan, yorulan ve ezilen Türk Milleti’nin içindeki potansiyel enerjiyi harekete dönüştüren , onlara var olan gerçekleri gösteren ve yüreklerindeki gücü kullanmak için gerekli güveni sağlayan insan Mustafa Kemal Atatürk ‘ tür.Mustafa Kemal , içindeki özgürlükçü ve milliyetçi haykırışları halkıyla paylaştı.Bu paylaşım , halkın içinde ezelden beri var olan fakat kimilerince yıllarca bastırılmış duyguları ayaklandırdı.Mustafa Kermal ve halkı elele verdi ve devrim meşalesini yaktı.İşte o dönemde temeli atılan görüşler , anlayışlar , inanışlar ve yenilikler günümüze dek süregeldi.

Türk Milleti her sarsılmasında yeni Mustafa Kemaller aradı. Oysa Mustafa Kemal’in halkına öğretmeyi istediği temel davranış “medet ummamaktı”. İlerlemek için çalışmak , çalışmak için istemek , istemek içinse yurdunu gerçek anlamda sevmek gerekir.Mustafa Kemal , Türk Milleti’ ne çağdaşlığa giden , bilimin ve doğruluğun aydınlattığı umut dolu , ışıklı bir yol sundu.Yaşamıyla , öğütleri ve devrimleriyle büyük bir hazine bıraktı.Bu anlamda ilerlemek , Atatürkçü olmakla eşdeğer bir davranış olacaktır.

Atatürkçü olmak demek ;onu anlamak , geçmişe bakıp günümüz için ders almaktır. Atatürkçü olmak demek, onun fikirlerini öğrenmek , özümsemek ,söylediklerini tartışabilecek kadar açık yürekli olmaktır.Atatürkçü olmak demek , vatanını , insanını , kendini sevmek demektir.Atatürkçü olmak demek, ileri gitmek , devrimin ışığını yüreğinde hissetmektir.

Türk genci Atatürkçü olmak zorunda mıdır? Türk genci yalnızca gerçekleri görmek , okumak ve anlamak zorundadır.Tüm bunları yaparken çalışmayı ilke , aydınlığı hedef edinmek zorundadır.Türk genci yaşamıyla ve sözleriyle bir rehber niteliğindeki Ata’sından faydalanmalıdır.Ancak o zaman gerçekleri fark eder, yerinde saymanın ,geri gitmekten başka bir şey olmadığını anlar ve Atatürk ‘ü bazılarının neden anlamak istemediğini anlarız.

Tarihi boyunca bir sürü gibi görülmüş ve davranılmış, kendisini yönetenleri seçme şansını hiçbir zaman yakalayamamış , bilimden ve teknolojiden uzaklaştırılmış
, haklarından yoksun bırakılmış bir milletin şanslı torunları olarak Cumhuriyet’e sahip çıkmalıyız. Bundan sonra insancıl bir yaşamı, bilinçli bir yurttaş olarak devam ettirmek bizim elimizde
Onun için Cumhuriyet’i


Bilmek yetmez , öğretmek gerek .
Anlamak yetmez , anlatmak gerek .
Sevmek yetmez , sevdirmek gerek .
Yaşamak yetmez , yaşatmak gerek…