+ Konuya Yorum Yap
Sonuçlar 1 den 1 in 1

Konu: Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü Taban Puanları 2015 2016

                  
   
  1. #1
    Super Moderator
    Katılım Tarihi
    Feb 2011
    Mesajlar
    802

    Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü Taban Puanları 2015 2016




    Avrupa Birliği ve Türkiye



    Avrupa Birliği İlişkileri Taban Puanları 2015-2016
    En
    Düşük
    En
    Yüksek
    Program Adı Fakülte Adı Bölüm Adı Puan
    Türü
    Kon. Yer.
    381,5842 394,0147 İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Avrupa Birliği İlişkileri (İngilizce) (Tam Burslu) TM-2 3 3
    230,3752 265,3429 YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ (KKTC-LEFKOŞA) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Avrupa Birliği İlişkileri (İngilizce) (Tam Burslu) TM-2 3 3
    222,7818 222,7818 YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ (KKTC-LEFKOŞA) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Avrupa Birliği İlişkileri (İngilizce) (%75 Burslu) TM-2 10 1
    209,9887 256,2505 İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Avrupa Birliği İlişkileri (İngilizce) (%50 Burslu) TM-2 27 12
    YOK YOK YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ (KKTC-LEFKOŞA) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Avrupa Birliği İlişkileri (İngilizce) (%50 Burslu) TM-2 17 0
    Avrupa Birliği İlişkileri Puanı 2015, Avrupa Birliği İlişkileri Puan Türü Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü Hangi Üniversitelerde Var, Avrupa Birliği İlişkileri Kontenjanları 2015 2016, Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü Taban Puanları 2015 2016, Avrupa Birliği İlişkileri Başarı Sırası 2015 2016, Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü Olan Üniversiteler

    Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri Sosyal Medya Yorumları


    " gelelim kültürel olarak türkiyenin avrupalılığı konusuna, günümüzde avrupa ülkelerinin en çok sarıldıkları argüman olan "türkiye avrupa kültürüne ait değildir çünkü greko romen kültürden gelmemektedir" tezine. siz unutmuş olabilirsiniz ama her ne kadar tarih sahnesinden kendisi yok etse de türkiye cumhuriyeti osmanlı imparatorluğunun ardılıdır, aynı mirastan gelmektedir. yunan kardeşlerimiz bunu hatırlamamaya, mümkün olduğunca unutmaya çalışsalar da osmanlı imparatorluğunun en parlak dönem padişahlarından fatih sultan mehmet aynı zamanda doğu roma imparatoru ünvanını almış, dolayısı ile hem sizin greko romen kültürü dediğiniz şeyi yaşatıp varlığının koruyucusu hem de azımsanamayacak kadar çok sayıda hristiyan ve yahudinin de koruyucusu olmuştur. en azından biliniz ki türkiyenin avrupa birliğine üyeliğini ne kadar engellerseniz engelleyin tarihi değiştiremezsiniz. aynı zamanda bir zamanlar rusyanın genişlemesi korkusu ile osmanlı imparatorluğunun avrupa ülkesi ilan edilmesini de unutmuş olabilirsiniz ama 1963 de ki ankara antlaşmasını kayıtlarınızda bulabilirsiniz zira bu antlaşmanın bir tarafında ankara diğer tarafında avrupa birliği vardı."
    ----------------

    "zaman zaman avrupa birliği içerisinde bir takım açık sözlülerin mesela valery giscard d’estaingin ortaya sürdüğü "türkiye, avrupa coğrafyasına ait değildir, avrupa kıtasında çok küçük bir toprak parçasına sahiptir ve başkenti asya kıtasındadır" tezine gelelim. e güzel kardeşim, biz salak mıyız ki senin ağzında gevelediğin "biz almanya kadar nüfusu olan türkiyeye avrupa parlamentosunda bu almanya kadar sandalye verip, yönetimde büyük söz sahibi olmasına izin veremeyiz" cümlesi yerine bunlara kanalım? kıbrıs adasının hangi kıtaya ait olduğunu bilemeyecek kadar andaval mıyız biz? kıbrıs adası ne zaman coğrafi olarak avrupanın parçası oldu ki avrupa birliğine katmak için elinizden geleni ardınıza komadınız? ayrıca izlanda nasıl avrupa kıtasına ait oluyor? hem fransa, ingiltere, portekiz ve danimarkanın denizaşırı topraklarına ne demeli? amerika kitasinin dogal uzantisi olan adalar nasil fransaya ait oldugu icin avrupa birligi topragi sayiliyor? "
    ----------------

    "bir turlu anlayamadigim iliski. onumuze koyduklari kriterlerin makbul olanlarini kendimize adapte ettigimiz ve adam gibi uyguladigimiz zaman zaten avrupa birligine girmeye ihtiyacimiz kalmayacak, yeniden kendi kendimize yetebilen bir ulke olmakla beraber, tek basina yukselen bir deger olma ve muasir medeniyetler arasinda sayilma ihtimalimiz epey yukselecektir.
    "
    ----------------

    " gunther verheugen efendi şöyle buyurmuşlar;

    "türkiye avrupa birliğine girmeden önce komşuları ile ilişkileri düzelmek zorundadır zira avrupa birliğine girecek bir ülkenin komşuları ile arasındaki sorunlarını halletmiş olması gerekmektedir".

    her ne kadar bu cümlenin diplomatik nezaket ile yakından uzaktan alakası olmasa bile, öyle olduğunu varsayarak altında yatan anlamı yazalım:

    "türkiye avrupa birliğine girmek istiyor ise, yunanistanın egedeki isteklerini kabul etmek, kıbrıs konusunda taviz vermek, ırakta etliye sütlüye karışmamak, ermenistana ambargoyu kaldırmak zorundadır. diğer komşuları ile olan ilişkiler bizim çıkarlarımıza bulaşmadığı sürece bizi ilgilendirmez"

    kendisine verilecek cevap ise şu olabilir:

    "be pörtlek gözlüm, a şabalak suratlım; sen yunanistanı aldığında biz yunanistan ile komşu değil miydik? yunanistanın halen sorun yaşadığı komşuları olduğu gerçeğini bir kenara bırakalım, şu an bizim halletmemizi önerdiğin sorunları biz yunanistan üye olurken yaşamıyor muyduk? madem öyle yunanistanı ne bok yemeye aldınız, hadi onu da geçelim sorunun daniskasının bulunduğu kıbrıs rum kesimini tam üyeliğe* davet edeli daha kaç ay oldu?""
    ----------------

    "avrupa birliğinin, "aman türkiye bizden uzaklaşmasın, maşallah pek de leziz bir pazar, üstelik bir aralar ne demeye yaptı isek, yunanistan üye olurken davet ettiğimizde üye olup da ortaklık yapmak yerine "onlar ortak biz pazar" diye slogan atarak pazar kalmak konusunda inanılmaz bir andavallık gösterebilen avrupa birliği karşıtları da var" şeklinde düşünceler içerisinde türkiyeye "bak şunu da yaparsan üye olmak için adaylığın konusunda görüşmeler başlamak için tarihi almak için aday olabilmek için randevu alabilirsin" oyalamalarına gerekçe gösterilen ve olanca hukuksuzluğu ve adaletsizliği üstelik de gizli gizli değil yüzümüze çarpa çarpa yaptığı olayları inceleyen konu. "
    ----------------

    "önsevisme süresinin cok uzamasından kelli canı çıkmış olan türk halkının halen muhteşem olacağına inandığı orgazm isteğiyle beline kuvvet devam etmesini anlatan ilişki tipidir...
    "
    ----------------

    "ab, türkiye’yi mülteci merkezi yapmak istiyor

    türkiye’nin, suriye’deki iç savaş nedeniyle karşı karşıya kaldığı “mülteci (sığınmacı) krizi”, ülke dış politikasına yön veren ve hatta iç politika dinamiklerini de ciddi anlamda etkileyen bir sorun haline gelmiştir. zira özellikle büyük şehirlerde ve suriye’ye sınırı olan vilayetlerde büyük çaplı bir mülteci (sığınmacı) birikimi vardır ve bu birikim önemli toplumsal, sosyo-kültürel ve ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir. türkiye’nin yaşadığı mülteci krizine oranla çok daha düşük düzeyde bir krizle karşı karşıya olmasına karşın, suriye, ırak ve afganistan gibi ülkelerden kaynaklanan yasadışı göç dalgaları nedeniyle, kısa vadede olmasa da orta vadede çözülmesi güç toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlar yaşayabileceğini öngören ab, bu durumu engelleyebilmek için adım/adımlar atma kararlılığındadır. işte, bu noktada, türkiye, ab’nin radarına girmektedir. alman şansölyesi angela merkel’in türkiye’ye düzenlediği “çalışma ziyaretini” de bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir.

    türkiye, resmi istatistiklere göre 2,5 milyon kadar göçmeni (mülteciyi) topraklarında barındırmaktadır. bu insanların 2,2 milyonu suriye’den, 300 bin kadarı da ırak’tan gelerek türkiye’ye sığınmıştır. bu rakamların resmi istatistikleri yansıttığı ve önemli miktarda göçmenin de “yasadışı yollardan” türkiye’ye geldiği bilinmektedir. çok büyük bir bölümü suriye sınırına paralel uzanan şehirlerde kurulan kamplarda ya da “devlet tarafından” kendilerine verilen dairelerde yaşayan bu insanların ihtiyaçları da türkiye tarafından karşılanmaya çalışılmaktadır. mülteci (sığınmacı) sayısı itibarıyla dünya sıralamasında ilk sıraya yerleşen türkiye, bu insanların ihtiyaçları için tam 8 milyar dolar harcamış durumdadır. buna karşılık, türkiye’nin çağrılarına ve verilen sözlere karşın, diğer devletlerden (özellikle batılı devletler) ve uluslararası örgütlerden gelen yardım miktarı toplam 418 milyon dolarda kalmıştır. bu yönüyle, mülteci krizi bağlamında, türkiye’nin özellikle suriye meselesine entegre olmuş taraflar ve batılı müttefiklerince yalnız bırakıldığı ortadadır.

    türkiye, karşı karşıya kaldığı ekonomik imkansızlıklardan ve ab’nin yaşanan “mülteci krizi” bağlamında elini taşın altına koyma hususunda gösterdiği isteksizlikten hareketle, kendi topraklarını kullanarak ab ülkelerine ulaşmak isteyen göçmenlerin önüne geçmeme gibi bir stratejiye yönelmiştir. bu durum, göç yolu üzerinde bulunan yunanistan, bulgaristan, macaristan, hırvatistan ve avusturya ve italya gibi ülkeler başta olmak üzere, ab içerisinde ciddi rahatsızlıklara ve hatta üye ülkeler arasında sınır kontrolüne ilişkin sorunlar yaşanmasına neden olmuştur/olmaktadır. brüksel, göçmenlerin yarattığı sorunlara çözüm bulunması gerektiğinin farkına varmıştır. bu bağlamda ise, üzerinde durulan husus, göçmenlerin (mültecilerin) ab topraklarına varmadan durdurulması, birlik topraklarına ulaşanların bir kısmının (özellikle eğitimli olanların) başta almanya ve fransa olmak üzere üye ülkeler arasında dağıtılması, geri kalan bölümünün ise türkiye’ye gönderilmesi olmaktadır.

    türkiye’de yaşanan siyasal gelişmelere ve ülkeye egemen olan otoriter söylemlere ilişkin ab kanadından ciddi eleştiriler gelirken, üyelik müzakereleri durma noktasına gelmişken ve üstelik seçimler öncesinde propaganda faaliyetlerine konu olma ihtimali çok yüksek olmasına karşın, alman şansölyesi merkel’in, türkiye’ye “çalışma ziyareti” gerçekleştirmesinin arkasında da ab’nin karşı karşıya olduğu mülteci krizine çözüm bulma arayışı yatmaktadır. merkel, türkiye topraklarını kullanarak ab topraklarına giren/girebilecek olan göçmenlerin yeniden türkiye’ye gönderilmelerini ve türkiye’de kalabilmelerini sağlamaya yönelik bir strateji çerçevesinde türkiye’ye gelmektedir. bu noktada kullanmayı planladığı husus ise aralık 2013’te imzalanmış olan “geri kabul antlaşması” olacaktır.

    türkiye ile ab arasında aralık 2013’te imzalanan “geri kabul antlaşması”, türkiye’nin, ab içerisinde kendi vatandaşlarına yönelik “vize muafiyeti” sağlanabilmesini umarak imzaladığı bir antlaşmaydı. halbuki bu antlaşmayı imzalamak, ab üyelerinin türk vatandaşlarının 1963 tarihli ankara antlaşması’ndan kaynaklanan “serbest dolaşım” hakkını işletmeme yönündeki hukuksuz uygulamalarını, yani “oldu-bitti”nin kabul edildiğini ortaya koymaktadır. nitekim ab tarafından türkiye’ye yönelik olarak uygulanan vize kısıtlaması, hem 1963 tarihli ankara antlaşması, hem de ab’yi kuran antlaşmalarla çelişmektedir. aralık 2013 tarihli geri kabul antlaşması, gerçekleştirilen antlaşmalardan geri adım atılmaması (standstill) ilkesine olan aykırılığın türkiye tarafından kabullenilmesini beraberinde getirmiştir. ab’nin vize konusunda türkiye’ye yönelik olarak uyguladığı sınırlama, birliğin ab ile müzakere yürüten ya da aday ülke olarak belirlenen (özellikle batı balkan ülkeleri) ülkelere dahi derhal “vize muafiyeti” uyguladığı göz önünde bulundurulduğunda, bir çifte standarda işaret etmektedir. geri kabul antlaşması, ab’nin kendi topraklarına “yasadışı yollardan” gelen göçmenleri (sığınmacıları) ab toprakları dışında kalan ülkelere yollayabilmek için kullandığı bir uygulamadır. türkiye de, “zaten hakkı olan” ancak ab üyelerinin hukuksuz uygulamaları sonucu elde edemediği “vize muafiyetine” ulaşabilmek için bu antlaşmaya imza atmıştır. aralık 2013’te imzalanan antlaşmanın içeriğine göz gezdirildiğinde, türkiye’nin geri kabul antlaşması’nı tüm yönleriyle uygulamaya başlaması halinde dahi vize muafiyeti hususunda ancak “diyalog sürecinin” başlatılabileceğinin belirtildiğini, yani türkiye’nin atacağı somut adımlara ab’nin ancak soyut bir düzlemde yanıt verdiğini görüyoruz.

    angela merkel, türkiye’ye gerçekleştirdiği çalışma ziyareti bağlamında, işte bu antlaşmanın altını çizecek ve türkiye’den geri kabul antlaşması’nı işletmesini isteyecektir. böylece yüzbinlerce suriyeli, ıraklı ya da afgan mültecinin türkiye topraklarına kabul edilmesi sağlanacak ve ab ciddi bir toplumsal, ekonomik ve siyasal yükten kurtulmuş olacaktır. anlaşıldığı kadarıyla, türkiye’nin de bu antlaşmayı uygulamak için merkel’den ve ab’den bazı talepleri olacaktır. bu talepler ise, türkiye’nin yararlandığı fonlar dışında 3 milyar euro’luk yeni bir kaynağın ankara’ya sağlanması, vize muafiyetininin yürürlüğe girmesi yönünde ciddi adımlar atılması, yeni müzakere başlıklarının açılması ve türkiye’nin ab zirveleri’ne davet edilmesidir. ab’nin bu talepleri karşılama yönünde ise ciddi anlamda isteksiz olduğu görülebilmektedir. brüksel, türkiye’ye “yararlanılan fonlara ek 1 milyar euro”, vize muafiyeti hususunda karşılıklı diyalogun ve çalışmaların arttırılması, ab zirvelerine davet ve bir müzakere başlığının açılması (kıbrıs rum kesimi’nin vetosu nedeniyle bu konuda rahat adım atılamamaktadır) gibi öneriler ile gelmektedir. yani ab, geri kabul antlaşması çerçevesinde de “pazarlık” yapmaktadır. ab’nin türkiye’den talebinin ankara’ya çok büyük bir ekonomik, toplumsal ve siyasal yük getireceği ve bu taleplerin son derece “somut” olduğu dikkate alındığında, türkiye’nin de brüksel’den ve merkel’den talebi aynı oranda somut ve derhal karşılanabilecek mahiyette olmalıdır. uygulama zamana yayıldığı ve soyut ifadelere bağlanıp net bir şekilde imza altına alınmadığında, türkiye genel olarak istediğini alamamaktadır/alamayacaktır.

    geri kabul antlaşması işletilip ab’ye giden göçmenler (sığınmacılar) geri alındığında, resmi rakamla 2,5 milyon olan ama daha fazla olduğu bilinen sığınmacı sayısı 1 milyona yakın bir rakam ekseninde artacaktır. türkiye topraklarına sığınmış kişilerin çeşitli sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlara yol açtığı ve türkiye ekonomisi’nin mevcut görünümünün (özellikle işsizlik gerçeği) bu insanların beraberlerinde getireceği yükü kaldıracak pozisyonda olmadığı dikkate alındığında, büyük çaplı ve süreklilik arz eden bir ekonomik ve teknik yardım, vize muafiyetinin sağlanacağına ilişkin net ve imza altına alınmış bir uygulama/plan ve bahsedilen 5 müzakere başlığının açılması sağlanamadığı takdirde türkiye, bu yükün altına girmemelidir.

    türkiye’nin suriye içerisinde “göçmenlerin (sığınmacıların)” yerleştirilebileceği bir güvenli bölge teklifi, fransa dışında hiçbir ab üyesi tarafından kabul görmemiştir. abd de bu teklife karşı çıkmıştır. bugün “güvenli bölge teklifine” baştan beri karşı çıkan rusya’nın suriye içerisindeki askeri hamleleri nedeniyle, böyle bir uygulamanın zaten gerçekleştirilemez hale geldiği dikkate alındığında, ab’nin anlaşma imzalandığı takdirde göndereceği göçmenler türkiye içerisinde inşa edilecek kamplarda yaşamak zorunda kalacaktır. bu insanların büyük bir bölümünün suriye’ye geri dönme ümidini kaybettiği ve şansını başka ülkelerde denemek istediği dikkate alındığında, türkiye’ye gönderilecek olan bu insanların gelecekte de türkiye’de kalmak isteyeceği ve bunun türkiye için büyük bir ekonomik ve sosyal yük olmasının yanı sıra, “yabancı düşmanlığını” dahi tetikleyecek bir gerçeklik yaratabileceği de ortadadır.

    angela merkel, az sayıda göçmenin (mültecinin) almanya’da kalmasına izin verdiği için “nobel”e aday gösterilmiştir. aynı ismin, şimdi, ab’nin üzerindeki yükü türkiye’nin üzerine yıkmaya çalıştığı ve karşılığında da neredeyse anlamlı hiçbir şey vermek istemediği dikkate alındığında, türkiye’nin ne denli büyük bir sorumlulukla karşı karşıya bırakılmak istendiği ortadadır. üstelik merkel, bu ziyareti tam da seçimler öncesinde gerçekleştirerek, sürekli eleştirdiği türk hükümeti’ne destek veriyormuş gibi bir görüntü yaratmaktadır. yani bu ziyaretin, türkiye’de iç siyasete ilişkin olarak da kullanılması ihtimali vardır. son kertede, geri kabul antlaşması’nı bu koşullarla işletmek çok da akılcı bir hamle olmayacaktır.

    yrd. doç. dr. göktürk tüysüzoğlu

    kaynak: Uluslararası Politika Akademisi – (UPA)
    "
    ----------------

    " 1960'lardan bugünlere gelen, birliğe üye olmadan gümrük birliği'ne katılmak dahil bir çok alanda ülkemize etkileri olan ilişkili bütünü aslında. bu süreçte bizim de ab'ye karşı bazı etkilerimiş olmuş tabi. süreci ve ilişkileri baştan sona anlatan bir yazı.
    "
    ----------------

    " mültecilerin türkiye'de kalmasına karşılık olarak vizesiz geçiş serbestliğinin 2016 yılında türkiye'ye verilmesi bekleniyor.
    "
    ----------------

    " platonik bir ilişkidir. sözlükte şu başlık altında detayları verilmiştir...: [(bkz: platonigin asiri umut veren siradan davranislari)kesin abi]"
    ----------------

    " türkiye’nin ab üyeliğinin kodları - kader sevinç

    türkiye-ab ilişkileri alanında çalışan kişilerin sıkça duyduğu bir sorudur: “ab’ye neden alınmıyoruz?”. son olarak etkili ve başarılı öğrenci yayını gazete bilkent için de irdelemem gerekti bu konuyu. evet bu iş çok uzadı. türkiye-ab ilişkilerinde yıllar içinde her iki tarafın da önemli siyaset zafiyetleri oldu. ab bugün dünyanın en ileri demokrasisi ve sosyal refah toplumu. buna rağmen nasıl ki hala mükemmel bir demokrasi değil, nasıl ki hala ekonomide ve dış politikada hatalar yapıyor, türkiye dosyasında da hatalar yaptı. diğer taraftan asıl belirleyici sorunlar türkiye kaynaklı oldu. askeri darbeler ve dar görüşlü siyasetçiler baş sorumlulardır. tabii insan hakları, özgürlükler ve hukuk devleti sorunları türkiye’yi yalnızca ab sürecinde tıkamadı. demokrasi sorunları dünya rekabet ortamında ekonomiden, teknolojiye ve sosyal kalkınmaya her alanda bir pranga olarak türkiye’yi aşağılara çekmekte.

    oyunun kuralları

    bu arada avrupa’dan eski doğu bloku ülkeleri ab üyesi oldular. bazı açılardan türkiye gibi ekonomiler olmasalar da, eğitim ve sosyal kalkınma seviyeleri yukarılarda ve siyasal sorunları asgariye inmiş ülkelerdi bunlar. küçük ülkelerin ab üyeliği daha kolay olur, kol kanat gerilir. ingiltere ve ispanya gibi türkiye de zorlu mücadele ile kendi ulusal egemenliğini ve uluslararası gücünü korumak için ab’ye olacak.

    ab içinde en etkili iki ülke olan almanya ve fransa, türkiye ab kıstaslarına uyduğu her aşamada olumlu oy kullanmıştır: 1987’de tam üyeliğin işleme alınması, 1995’de gümrük birliği 1999’da resmen aday ülke kararı, 2004’de müzakerelere başlama kararı, daha sonra sarkozy’nin başkan olduğu dönem dâhil türkiye’nin tam üyelik yol haritası olan katılım ortaklığı belgesi’nin oybirliği ile onayı ve ab resmi gazetesi’nde yayımlanması… ne zaman ki türkiye kıbrıs’ta kendini kırmızı çizgilere hapseden politikalara takıldı ve de insan hakları ve demokraside geri gitmeye başladı o zaman bazı lâfebesi ab siyasetçileri de kendilerine bir alan buldular. türkiye’nin büyük nüfusu ise tam üyelik aşamasında gündeme gelecek bir sorun. bazı dar zihniyetler ab içinde buna takılıyor ama matematiksel hata yapıyorlar. türkiye üye olduğunda halk, coğrafya, ekonomi, güvenlik alanları ile daha geniş bir ab oluşmuş olacak. türkiye de kurumlar da kendisi sayesinde artan ab alanını temsil edecek. orantısal olarak da bu temsilin ağırlığı türkiye’nin getirdiği büyüklükten daha az olacak.

    ab’ye üyelik için demokrasi gerekir. demokrasinin de temel unsurlarından biri anayasal olarak veya uygulamada, siyasal kültürde iyi özümsenmiş laikliktir. her ülkede farklılıklar olur tabii ama devlet ve de siyasetçiler insanların özel yaşamına, ruhani dünyalarına karışamaz. türkiye bu yönde geriye giderse zaten ne ab üyesi olabilir, ne de dünya sahnesinde güçlü bir ülke. ab içindeki gerici yaklaşımlar ise şimdilik azınlıkta ama bir gün çoğunluk olur ve “dinsel gerekçeler “öne sürerlerse, o zaman da ab batıyor demektir ve de türkiye uzak durur doğal olarak.

    iki çemberli avrupa

    ayrıcalıklı ortaklık ise asla söz konusu olmaz. türkiye sömürge değil. demokratik, ekonomik ve sosyal alanlarda gereğini yapacak bir türkiye’yi ab içinde çoğunluk türkiye’yi istiyor. burada önemli olan türkiye’nin ulusal çıkarlarıdır. ab dışında kalmak ulusal egemenlik kaybına neden oluyor. içinde bulunduğumuz dünya dengelerinde türkiye ister istemez ab’nin politikalarının etki alanında. mutlaka bu politikaların karar masasında yerimiz olmalı. dünyanın diğer ülkeleri için de ab yolunda ilerleyen bir türkiye etkili oluyor. yatırımlar, ticaret, turizm, teknoloji, sivil toplumsal ve akademik işbirliği gibi her alanda durum bu. simetrik olarak da, dünyanın diğer ülkeleri ile etkili ilişkiler geliştirdikçe türkiye’nin ab’nin gözünde değeri artıyor.

    asıl mesele ise ab’nin geleceği. değişken geometrili, iki çemberli ab ve bunun genişlemeyi de kolaylaştırıcı etkisi artık brüksel’de geniş kabul gören bir vizyon. ab yakında bugünkü tüm üyeler ve türkiye, norveç, isviçre, sırbistan, bosna gibi ülkeleri de kapsayan geniş bir ab çemberi ve ortasında sıkı bir federasyon olacak euro bölgesinden oluşacak. bu geniş çembere türkiye’nin dâhil olması, bazı ab ülkelerindeki dramatik tartışmalardan az etkilenerek gerçekleşecek. önemli olan bu sürece türkiye’nin iyi hazırlanmasıdır. demokrasiden yeni teknolojilere, sosyal haklardan, çevre standartlarına kendisini güçlendirecek reformları yapmasıdır.

    türkiye’nin dünyada güçlü bir ülke olması ve ab üyeliği için eksik olan ankara’nın demokratik kültürü, dünya vizyonu, insancıllığı ve halk sevgisidir.

    kaynak: Uluslararası Politika Akademisi – (UPA)
    19.02."
    ----------------

    " türkiye'nin, şener şen'in aşık oldum filminde, ankara'ya gitmek istememe sahnesindeki gitmiyceem gibi girmiyceeem diye bağırmasıyla son bulursa çok mutlu olacağım durumdur. dünya zaten artık küresel, kendimize senelerdir avrupa birliğine gireceğiz yalanını öttürüp duruyoruz, milletin de canı sıkıldı gibi. en sonunda karısını aldatamayan şener şen gibi avrupa birliğine girmek isteyip giremezsek, çok güleceğim. 2013'te güya giriyorduk, gazete arşivlerinden bakabilirsiniz."
    ----------------

    "17 aralik skandalindan sonra babalara gelmis iliskidir. bir de bugun torba yasayi da gecirmisler. bok gireriz avrupa birligine.

    birden aklima sevgili basbakanimiz ilk kazandigi secimden onceki propaganda malzemesi geldi: bilmem hatirlar misiniz? hani brukselde yatip kalkiyordu tabir-i caizse. ne oldu o is ya? "
    ----------------

    "stratejik olarak turkiye/ab iliskilerinde turkiye'nin yapabilecegi en iyi geri vurus fransa ve almanya'ya kibris sorununun cozumune yardim etmeleri/saglamalari karsiliginda turkiye'nin ab'ye girmekten vazgececegini soylemek olur. fransa/almanya bu teklif karsiliginda akil tutulmasi yasayacaktir cunku iki ulke kibris'i zaten turkiye'nin ab'ye girisini engellemek icin kullaniyor ve kibris sorunu'nun cozumunun onunu tikiyorlar. bu yuzden turkiye'nin ab'den kibris sorununun cozumu karsiliginda vazgecmesi fr/alm ikilisinin iki yuzlulugunu ortaya seren ve onlari secim yapmaya zorlayan efsane bir stratejik hamle olurdu.
    "
    ----------------


    Last edited by HODJ@; 04-03-2016 at 09:21 AM.

+ Konuya Yorum Yap

Benzer Konular

  1. Arkeoloji Bölümü Taban Puanları 2015 2016
    By HODJ@ in forum Sınavlar ve Hazırlık
    Yanıtlar: 0
    Son Mesaj: 01-03-2016, 01:59 PM
  2. Antropoloji Bölümü Tanıtımı Taban Puanları 2015 2016
    By HODJ@ in forum Sınavlar ve Hazırlık
    Yanıtlar: 0
    Son Mesaj: 01-03-2016, 01:15 PM
  3. Animasyon Bölümü Taban Puanları 2015 2016
    By HODJ@ in forum Sınavlar ve Hazırlık
    Yanıtlar: 0
    Son Mesaj: 01-03-2016, 12:06 PM
  4. Yanıtlar: 0
    Son Mesaj: 01-03-2016, 11:55 AM
  5. Yanıtlar: 0
    Son Mesaj: 26-02-2016, 04:12 PM

Bookmarks

Mesaj İzinleri

  • Yeni Konu Gönderebilirsiniz
  • cevap gönderebilirsiniz
  • Eklenti Gönderemezsiniz
  • Mesajınızı gönderemezsiniz
  •